Bir söz, koca bir kültür.
Turhal’ın deyimlerini, atasözlerini, dualarını ve yöresel kelimelerini keşfedin.
Sözlerimizi keşfedin
Yöresel söyleyişler, sözlü kültürümüzü korumak amacıyla özgün biçimleriyle aktarılmıştır.
Turhal ve yöresinde kullanılan deyimler, atasözleri, alkışlar ve kargışlar; yöre insanının günlük yaşamını, anlatım biçimini ve kültürel hafızasını yansıtır. Kaynak metindeki yöresel söyleyişler korunmuş; açıklamalar Türkçe yazım, noktalama ve anlatım yönünden düzenlenmiştir.
Deyimlerimiz
Abı zambak çam kavak: Boş konuşmak.
Annaçlamak: Hatırlayamamak, aklına getirememek.
Bir şeyi mısmıl yapamamak: Bir şeyi doğru düzgün yapamamak, eline yüzüne bulaştırmak.
Boyun devrilsin emi: Öl anlamında.
Cayırdah uçmak: Aniden devrilmek, aniden düşmek.
Cula cücüğü gibi bağırmak: Çok gürültü yapanlara denir. (Saksağan yavrusu gibi bağırma diye).
Çeneni ayırırım: İki bacağını ayırırım.
Çenenin bağına: Çok konuşan.
Dadıh çalmak: Alıştırmak.
Dırım iti gibi titreme: Çok üşümek. (Kırım iti olarak söyleyenler de var).
Ebesinin yuduğu ile durmak: Tecrübesi ve hayat bilgisi az olan kişiler için kullanılır.
Eyüğüsü kalın: Anlayışsız insan, kaburga kemiği kalın.
Fink atmak: Çok dolaşana denir.
Gıcılamaz gağnı: Çok yavaş hareket eden.
Gözün gön deliğimi: Niye göremiyorsun, gözün derideki delik gibi boş mu?
Hırlı dur: Rahat dur, kötülük yapma.
Kadının atı gibi oturmak: Yavaş hareket etmek, bir büyük gelince ayağa kalkmamak.
Laf ebesi: Çok konuşan (Laf ebesi boh yabası).
Muhad olmak: Kollamak, sahip çıkmak.
Sıtkının sıyrılması: Karşısındaki insanı sevememesi, ona ısınamaması, güvenememesi.
Terbiyeden tezikmiş: Çok terbiyesiz.
Tille gibi: İncecik, upuzun.
Adam sandım eşeği, alnına vurdu çifteyi: Bir kimseyi insan sanıp yardımcı olmak istendiğinde, ondan kötülük görülmesiyle ilgili söylenir.
Eşiği yok, yer süpürür: Seviyesine, durumuna uygun işlerle uğraşanlarla ilgili söylenir.
Baltası kütükten çıkmak: Olmayacak işleri başaranlar için söylenir.
Derisine (postuna) sığmamak: Çok kızmak, dellenmek, köpürmek.
Dokuz koyunun doymadığı yerde, dokuz araba ot yolmak: En elverişsiz, imkânsız ortamlarda dahi bir şeyler temin edebilmek.
Döşeğine oturmak: Bir ustanın, sanatkârın sanatını öğrenip devam ettirmek.
El vurup etek savurmak: Hem kazanıp hem de yersiz yerlere harcamayı ifade eder.
Ebussuud’un torunu: Torpilli, ayrıcalıklı insanlara denir.
Turhal ve Yöresindeki Atasözleri
Anaya asi gelen onmaz: Anneye önem verilmesini, sözünün dinlenmesini, verilen değeri gösterir.
Arkanı ya bir bağa ver, ya bir beye: Başarılı olmak için güçlü insanlarla iş birliği yapılmalıdır.
Ağyazıda arazisi olmayana kız verilmez: Arazisiz karnını doyuramazsın, ama bir dönüm arazin olsa çöpü diksen yeşerir.
Deliye yer ver, eline bel ver: Düşüncesiz ve akılsız kişilerden her şeyin beklenebileceğini anlatmak ister.
Ele güvenenin, kazığı kıra çakılır: Başkasına güvenerek yola çıkılamayacağını dile getirir.
Kur fendini, kurtar kendini: İnsanların aklını ve kabiliyetini kullanarak kendisini kurtarabileceğini öğütler.
Su çukurunu, yel tepesini bulur: Kazan yuvarlanır kapağını bulur. Herkes sonunda aslına döner. Kan çeker.
Serersen oturursun: Ne ekersen onu biçersin veya her şey bir emek mahsulüdür.
Cennet Turhal’ın ya altında, ya üstündedir: Turhal’ın yeşilliğini ve bereketli mahsulün bol olduğunu, suyunun ve havasının güzelliğini anlatır.
Çiğ et çirkin görünür: Kaba çirkin davranışların, tecrübesiz ve eğitimsiz kişilerin kaba-saba hareketlerinin ne kadar göze batıcı olduğunu belirtir.
Çiğ et pişene kadar, pişmiş cana geçer: Tecrübesiz kişilerin tecrübe kazanmasına kadar, onu eğitenler canından bezer.
Kömüş yıktığı gediği bilir: Zarar veren kişi zarar verdiği yere uğramak istemez. Kömüş de eğer meraya giderken bir tarlaya zarar vermişse o yöne yönlendirince gitmez. Ayak direr. Modullansa dahi (ucunda sivri demir ucu bulunan sopa).
Zemheride yağmur yağacağına gökten yılan yağsın daha iyi: Kış (zemheri) yağmurunun mahsul için iyi olmadığını belirtir.
Turhal ve Yöresindeki Alkışlar ve Kargışlar
Yöre alkış ve kargışları (bedduaları) çevrenin değer yargılarını dahi yansıtır. Alkışlanan insanın sağlıklı olması, evinde mutlu olması, çoluk çocuğa karışması, evlatlarının mürüvvetini görmesi ve uzun ömürlü olması amaçlanır. Kötülüklerle, kötü kişilerle karşı karşıya gelmemesi amaçlanır. Kötü kişilere ise beddua edilir veya bir an evvel toplumun ondan kurtulması veya düzelmesi arzulanır.
Yöre Alkışlarından Örnekler
Allah başını yastığa düşürmeye.
Allah başını bozmaya.
Allah bir tanenden yeşerde.
Anan baban gününü göre.
Bir cebin altın, bir cebin gümüş ola.
Ettiğin iyilik kötülere karşı dura.
Allah ciğerine od (ateş) düşürmeye.
Allah canına bedenine sağlık vere.
Yöre Kargışlarından (Beddualardan) Örnekler
Turhal ve Çevresinde Yöresel İfadeler
Turhal ve çevresinde geçmişten günümüze kullanılan yöresel kelime ve ifadeler, bölgenin sözlü kültürünün önemli bir parçasıdır. Aşağıdaki derleme, kaynak belgedeki yöresel söyleyişler korunarak yazım, noktalama ve anlatım bakımından web yayınına uygun hâle getirilmiştir.
Alaçuh: Bağevi.
Angut: Aptal.
Antirifistan: Çok aşırı ve açık giyinmiş.
Aşurma: Kulplu kazan.
Arsızeniş: Acem (İran) lalesi.
Aşkana: Mutfak.
Badal: Merdiven.
Badı: Ördek.
Bakraç: Küçük kova.
Bayahtan: Biraz önce.
Bıldır: Geçen sene.
Bişi: Yağlı ekmek, lokma.
Boduş: Kara bakla.
Bürük: Başa giyilen, siyah renkli ince ipek örtü.
Büzük: Kalça.
Cağ: Evin içinde banyo yapılan yer. Sedirin, mahatın bir yanında olurdu.
Camış: Manda.
Cazı fermanlı: Yaramazlık yapan kız çocuklarına denir.
Cerek: İnce dayamalık ağaç.
Ceyran: Elektrik.
Ceyranda kalmak: Hava akımına maruz kalmak.
Cicik: Meme.
Cula: Saksağan.
Cula cücüğü: Saksağan yavrusu.
Çağ: Çocuk.
Çaput: Bez.
Çemüç: Kurutulmuş üzüm.
Çepük: Alkış (Çılpık).
Çığırmak: Seslenmek, çağırmak.
Çiğit: Çekirdek.
Çoştar: Laf taşıyan, ara bozucu.
Çöçelenmek: Boşa vakit geçirmek.
Dallama: Yelek; argoda kötü insan.
Dastar: Sofra örtüsü.
Deri: Gön.
Dırlama: Hakaret babında konuşma, fazla ileri gidiyorsun anlamında sus.
Dinelmek: Ayakta durmak.
Dodalik: Çalıkuşu.
Dombalak kılmak: Takla atmak.
Dummak: Suda batmak, suyun içine girmek.
Dürzü: Yaramazlık yapan erkek çocuklarına denir.
Egiş: Ateş küreği.
Ellam: Herhalde.
Elfetün: Ateş gibi.
Enek: Misket, bilye.
Eyüğü: Kaburga kemiği.
Fenikmek: Sersemlemek.
Fırtmak: Küsmek, darılmak, kızmak.
Gabıh: Ayakkabı.
Gadinge: Yenge.
Gah: Hoşaf, komposto.
Gangıl: Arkada kalan.
Gaşmer: Komiklik yapan.
Gahırdak: Kıhırdah; koyun kuyruğu kavurması.
Garı: Kadın, eş.
Gatmer: Yağlı gözleme.
Gazel: Kuru yaprak.
Gergef: Oya.
Gıdıh: Çene.
Gıpgıcır: Yepyeni; yeni kâğıt para için söylenir.
Gilavadar: Üzüm asması.
Gilik: Pide.
Gişi: Erkek; koca, eş.
Gölük: Eşek.
Gün: Deri.
Gübür: Çöp.
Güdül: Tepsi ekmeği.
Gürk (Gurk): Civciv çıkarmak için kuluçkaya yatan tavuk.
Hahut: Eski, işe yaramaz.
Hasuda: Muhallebi.
Hayat: Salon, hol; odalar arasındaki boşluklara denir.
Helki: Kova.
Hemecük: Oyuncak bebek.
Herif: Koca, eş.
Hülefe: Bedava.
Hoyun: Sinsi.
Hökelekli: İri yarı.
İlistir: Sapsız kevgir, süzgeç.
İskembi: Sandalye.
İşkefe: Yufka.
Kadımane: Tuvalet; kenef, ayakyolu.
Karık: Su arkı, su yolu; tarlalarda fide dikmek için açılan küçük kanallar.
Kelem: Lahana.
Keşik: Sıra (zamanı, sıranı bekle anlamına). Bilhassa kara fırınlarda ekmek pişirirken kullanılırdı.
Kevrek: Lifi çıkarılmış kendir.
Kınnap: İp.
Kiren: Kızılcık.
Kirtik: Sıkı.
Kocabaş: Şeker pancarı.
Koşmak: Yüğürtmek, seğirtmek, yelmek, çapmak.
Köme: Cevizli sucuk, kedi badalı.
Lığ: Balçık, çamur (lığırt).
Lülüt: Çitlembik, davun.
Mahat: Sedir, kanepe, tahtadan yapılma sabit oturma yeri; bir köşesinde çağ (banyo) bulunan.
Malamat: Berbat, rezil.
Menevit: İçine hamur konan, ekmek pişirmeye fırına götürülen uzun, içi oyuk ağaç; omuzda taşınır.
Mezbele: Çok kirli yer.
Mısmıl: İyi olmayan, işe yaramaz.
Minnacık: Azıcık, çok ufak.
Modul: Ucunda sivri demir bulunan sopa.
Mücürüm: Omlet.
Nelbeki: Küçük bakır tabak.
Pahı: Cimri.
Pelver: Salça.
Petni: Ahırdaki hayvan yemliği.
Pırtı: Bez, giyecekler.
Publa: Baş yastığı.
Pullu: Sazan balığı.
Pürpürüm: Semizotu.
Sahu: Ceket.
Sazak: Irmağın soğuğu.
Serpene: Kamelyaya çiçeklik.
Sıvışmak: Kaçmak.
Sohu: İçi oyulmuş, çukurunda hububat dövülen büyük taş.
Sorut: Ayakta dur, dinel.
Söngüt: Çaydanlıktaki kireç, söngüt bağlamış.
Şeker Palukası: Şeker Fabrikası.
Şipelek: Aceleci.
Tal: Alabalık kırması.
Telesimek: Bunalmak.
Terpoş: Kapalı bakır tabak.
Tırık: Amel.
Tirki: Tahta ekmek kabı.
Tille: İnce.
Tinör: Maltız.
Tokuç: Tohuş; çamaşır dövmeye yarayan, saplı ve yassı ağaçtan yapılmış alet.
Tosbağa: Kaplumbağa.
Vazalak: Ukala.
Yağrım: Sırt.
Yılanus: Yayın.
Yoğurtmaç: Haşhaşlı fındıklı çörek.
Yürütmek: Çalmak.



